7 Ocak 2026 Çarşamba

Sessiz Bir Çöküş

Dini Değerlerde Yozlaşma ve Toplumsal Bedeli


Son zamanlarda içimde giderek büyüyen bir huzursuzluk var. Sokağa çıktığımda, bir sohbet meclisine oturduğumda, sosyal medyada birkaç dakika dolaştığımda aynı soruyla yüzleşiyorum: Biz ne zaman bu kadar savrulduk? Özellikle dini değerler söz konusu olduğunda, elimizdeki kıymetin farkında olmadan onu hoyratça tükettiğimizi hissediyorum. Bu bir anda olan bir şey değil; sessiz, derinden ve yavaş yavaş gerçekleşen bir çöküş bu.


Bu yazıyı bir vaaz vermek için değil, bir dertleşme niyetiyle kaleme alıyorum. Çünkü yozlaşma dediğimiz şey, yalnızca inancı zayıflayan insanların meselesi değil; inandığını söyleyen ama yaşayamayan, savunduğunu iddia edip temsil edemeyen herkesin ortak sorunu.

Yozlaşma Nedir, Ne Değildir?


Önce şunun altını çizmek gerekiyor: Yozlaşma, insanların daha az ibadet etmesi değildir sadece. Asıl yozlaşma, ahlakın içinin boşalmasıdır. Merhametin yerini öfkenin, adaletin yerini çıkarın, tevazunun yerini kibrin almasıdır. Dilimizde ayetler, dilimizde dualar varken; davranışlarımızda yalan, haksızlık ve bencilliğin hâkim olmasıdır.

Bugün dindarlık çoğu zaman bir vitrin süsüne dönüştü. Gösterilen ama yaşanmayan, paylaşılan ama içselleştirilmeyen bir inanç biçimiyle karşı karşıyayız. İnanç, insanı dönüştürmesi gerekirken; biz onu kendi zaaflarımıza uydurmaya çalışıyoruz.

Bu Yozlaşmanın Temel Sebepleri

1. Dinin Araçsallaştırılması

Belki de en tehlikeli kırılma noktası burası. Din; siyaset, ticaret, güç ve nüfuz elde etmenin bir aracı haline geldiğinde, kutsallığını kaybetmeye başlar. İnsanlar dini hakikati aramak yerine, dini kendi doğrularını meşrulaştırmak için kullanmaya başlar. Bu durum, samimi inananları da yorar, uzaklaştırır.

2. Bilgi Kirliliği ve Yüzeysel Dindarlık

Artık herkes her konuda “bir şey biliyor” ama çok az kişi gerçekten öğreniyor. Ayetler bağlamından koparılıyor, hadisler sorgusuzca paylaşılıyor, din birkaç dakikalık videolara sıkıştırılıyor. Derinlik kayboldukça, din de slogana dönüşüyor. Oysa hakikat, emek ister; sabır ister.

3. Modern Hayatın Hız ve Haz Dayatması

Tüketim kültürü bize şunu fısıldıyor: “Hemen iste, hemen al, hemen tüket.” Din ise tam tersini söyler: sabret, kanaat et, nefsinle mücadele et. Bu iki dünya çarpıştığında, çoğu insan kolay olanı seçiyor. Haz odaklı bir yaşam tarzı, manevi derinliği boğuyor.

4. Rol Model Eksikliği

Sözleriyle davranışları örtüşmeyen insanlar çoğaldıkça, özellikle gençler için din güvenilirliğini kaybediyor. Anlatılanla yaşanan arasındaki uçurum büyüdükçe, inanç sorgulanıyor. Gençler dinden değil; ikiyüzlülükten uzaklaşıyor.

5. Aile ve Eğitimdeki Zafiyet

Değerler, vaazlarla değil; örnekle aktarılır. Evde adalet görülmüyorsa, merhamet yaşatılmıyorsa, çocuklardan ahlak beklemek büyük bir çelişkidir. Eğitim sistemi ise çoğu zaman bilgiyi öğretiyor ama hikmeti ihmal ediyor.

Bu Gidişat Devam Ederse Bizi Neler Bekliyor


• Vicdan Kaybı

Dini değerlerin içi boşaldığında, toplumda ilk kaybolan şey vicdan olur. Yanlışı savunmak kolaylaşır, zulüm normalleşir.

• Güven Erozyonu

İnanç adına konuşanlara güven kalmadığında, toplum genel bir şüphe hâline sürüklenir. Bu sadece dini değil, sosyal bağları da zedeler.

• Genç Kuşakların Kopuşu

Gençler samimiyetsizliği affetmez. Eğer onlara din; baskı, çelişki ve korku olarak sunulursa, tamamen sırt çevirmeleri kaçınılmaz olur.

• Manevi Boşluk ve Anlam Krizi

İnsan, yalnızca maddi ihtiyaçlarla yaşayamaz. Manevi dayanaklar çöktüğünde, depresyon, yalnızlık ve amaçsızlık artar.

Peki Çözüm Nerede?

Çözüm büyük sloganlarda değil, küçük ama samimi adımlarda saklı.

  • Önce kendimizden başlamak zorundayız.
  • İnancı savunmadan önce yaşamayı öğrenmeliyiz.
  • Daha az konuşup, daha çok örnek olmalıyız.
  • Dini başkalarını yargılamanın değil, kendimizi inşa etmenin yolu olarak görmeliyiz.


Din; insanı inceltir, yumuşatır, adil kılar. Eğer bir inanç bizi daha öfkeli, daha kibirli ve daha acımasız hale getiriyorsa, orada durup düşünmek gerekir.


Bu yazıyı bir alarm zili gibi düşünmek istiyorum. Henüz her şey bitmiş değil. Yozlaşma kader değil; bir tercihin sonucu. Ve her tercih gibi, değiştirilebilir.


Belki dünyayı bir anda düzeltemeyiz ama inandığını yaşayan birkaç insan, koca bir karanlıkta ciddi bir ışık yakabilir. Ben hâlâ buna inanıyorum.

Hadi eyvallah…


Share:

0 Yorum:

Yorum Gönder

Teşekkürler