12 Eylül 2025 Cuma

Her yasal şey helâl değildir...

Helal ile yasal arasında kalan vicdan

Alev Alatlı’nın “Her yasal şey helal değildir” cümlesiyle başlayan o sözü aslında 21. yüzyılın en büyük açmazlarından birini gözler önüne seriyor. Günümüzde kanun kitaplarına bakıldığında “yasal” olan çok şey görebiliyoruz. Ama yasal olanın her zaman hakka, adalete ve helale denk düşmediğini de hepimiz biliyoruz.

Bugün toplum olarak karşılaştığımız en büyük imtihanlardan biri, yasal olanla helal olanın aynı çizgide buluşmamasıdır. Bir başkasının hakkını yemek, kul hakkına girmek, kurnazlıkla kazanç sağlamak, hukuki açıdan sorun teşkil etmeyebilir. Ama vicdani ve ahlaki açıdan bakıldığında bunların hiçbirinin helalle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü helal, sadece yasal çerçeveye sığdırılabilecek dar bir tanım değil; insanın vicdanına, kalbine ve inancına dokunan geniş bir ölçüdür.

Bizim toplumumuzun en köklü değerlerinden biri “helal lokma” anlayışıdır. Helal kazanmak, helal yemek, helal yaşamak… Bu kavram sadece dini bir yükümlülük değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. Helali gözetmeyen bir düzen, zamanla toplumsal adaleti de tüketir. Çünkü yasaların boşluklarını bulup kendine çıkar sağlayanlar, aslında toplumun vicdanında çoktan hükmünü yitirmiştir.

Belki de 21. yüzyılın en yaman projesi gerçekten de Alev Alatlı’nın söylediği gibi, helal olanla yasal olanı örtüştürmek olacaktır. Eğer yasalarımız hak ve helal duygusunu gözetirse, o zaman sadece düzen sağlanmaz; aynı zamanda güven, huzur ve adalet de toplumun mayası olur.

Bugün her birimize düşen görev, kendi hayatımızda bu dengeyi kurmaktır. Bir işin yasal olması, onun sorgusuz sualsiz doğru olduğunu göstermez. Asıl ölçü; vicdanımıza, inancımıza ve hak duygumuza uygun olup olmadığıdır.

Unutmayalım: Helal, sadece bir kelime değil; hayatı doğru yaşamanın, toplumu ayakta tutmanın en sağlam direğidir. Ve belki de geleceğimizin en büyük güvencesi, yasaların helal ile yeniden barışması olacaktır.

Hadi eyvallah…


15 Temmuz 2025 Salı

IShowSpeed Türkiye’deydi ve Biz Farkında Değildik

Dijital çağın tam ortasında yaşıyoruz. Artık haberler, duyurular, heyecanlar, hatta krizler bile bir TikTok videosuyla, bir YouTube canlı yayınıyla dünyaya yayılıyor. İnsanlar televizyonu terk etti, gazeteleri arşivlere gömdü, billboardlara yalnızca trafik sıkışınca bakıyor. Artık kameralar cepte, ekranlar avuçta, dünyayı yönetenler ise… izlenme rakamları.


Ve işte tam bu zamanda, dijital dünyanın en çılgın isimlerinden biri, IShowSpeed – namıdiğer Speed – sessiz sedasız Türkiye’ye geldi. Milyonlarca abonesi, anlık milyonlarca izleyicisi olan bu adam, bizim sokaklarımızda dolaştı. Simit yedi, Türk bayrağını omzuna aldı, bozkurt işareti yaptı, Galatasaray formasını giydi, Beşiktaş tribünlerinde taraftarla bağırdı, sokakta çocuklarla oyun oynadı… Ve biz sadece onu TikTok kırpıntılarından takip ettik. Çünkü bu ziyaret, olması gerektiği gibi karşılanmadı. Ne bir kurum, ne bir belediye, ne bir marka bu fırsatı görebildi.


Benim için bu ziyaret bir tatil değil, bir fırsattı. Hem de altın değerinde bir tanıtım, gönüllü bir PR kampanyasıydı. Ama biz, elimizdeki altını, kum gibi avucumuzdan akıttık.



Bakın, IShowSpeed sıradan bir turist değil. O bir medya. Evet, kendi başına bir medya organı. Canlı yayınlarını dünya çapında milyonlar izliyor. Dakikalar içinde gündem yaratabiliyor. Gittiği ülkelerin yemekleri trend oluyor, sokak isimleri arama motorlarında zirveye çıkıyor. Onun bir caddede yürürken canlı yayında çektiği bir kare, bir şehrin milyon dolarlık reklam kampanyasından daha etkili olabilir.


Düşünsenize, Boğaz’da bir kayıkta Türk kahvesi içse, arka planda martılar, fonda ney sesi… Belki de Kapalıçarşı’da bir halıcıyla pazarlık etse, ya da bir Türk berberinde tıraş olsa? Bunlar yalnızca içerik değil, kültürün ta kendisi. Tanıtımın en organik hali.


Ama biz bu adamı neredeyse fark etmeden ülkemizden uğurladık. Havaalanında bir “hoş geldin” yoktu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bir davet yoktu, yerel yöneticilerden bir “gel seni Türk misafirperverliğiyle ağırlayalım” diyen çıkmadı. Oysa her biri tarihi birer fırsattı.


Biliyor musunuz, dünya dijitalleştiği kadar kişiselleşti de. İnsanlar artık reklama değil, insan hikâyelerine inanıyor. Influencer’ların önerileriyle seyahat rotaları çiziliyor. Eğer biz IShowSpeed’e İstanbul’u, İzmir’i, Kapadokya’yı doğru anlatabilseydik, onun bir dakikalık videosu yüz binlerce genç turistin bavul hazırlamasına sebep olabilirdi.


Ama olmadı. Belki farkında bile değildik.


Şimdi birileri çıkıp “aman canım ne olacak, bir Youtuber işte” diyebilir. Ama bu iş sadece bir Youtuber meselesi değil. Bu, çağın nabzını tutamama meselesi. Yeni neslin dikkatini okuyamama, değişen iletişim dillerini hâlâ billboardlara hapsetme meselesi.


IShowSpeed gibi figürler artık sadece içerik üretmiyor, dünya algısını şekillendiriyor. Biz ister ciddiye alalım, ister almayalım: gerçek bu.


Son olarak şunu da söyleyeyim; bu ziyaret her ne kadar “kaçırılmış fırsat” gibi görünse de, hâlâ geç değil. Belki bir dahaki sefer onu davet eden, ona ülkemizi rehberlik eden, onu Türk mutfağıyla tanıştıran kişi sen olursun, ben olurum, biz oluruz. Yeter ki bu defa kulaklarımızı değil, gözlerimizi dört açalım.

30 Mayıs 2025 Cuma

Herkesin Uğradığı Bir Durak Vardır

 “Herkesin Uğradığı Bir Durak Vardır”


Zaman dediğimiz şey, bazen bir durakta oturup beklerken geçer, bazen de birinin gözlerinde kaybolurken. Hayat bir tren gibidir, uğradığımız her durak bize bir şeyler bırakır: kimi zaman bir yüz, kimi zaman bir yara, kimi zaman da sadece sessizlik…



Bugün yine akşamüstüydü. Günün en gerçek saatleri. Ne gündüz kadar yapmacık, ne de gece kadar sahte umutlar yüklü. Gökyüzüne bakarken düşündüm: Biz ne ara bu kadar sustuk? Ne ara içimizdeki çocuk büyüyüp yerine yorgun bir adam koyduk?


Bir zamanlar hayalleri olan çocuklardık biz. Gözlerimizde ateş vardı. Büyüyünce ne olacağımızdan çok, nereye gideceğimizi hayal ederdik. “Machu Picchu’ya gitmek istiyorum” derdim mesela, kimse anlamazdı. Belki hâlâ anlamıyorlar. Olsun. Anlatmak için değil, yaşamak için yaşıyoruz artık.


Geçen gün bir dostla oturdum, çay içtik. Sessizliği dinledik. Bazen sözlerden daha çok şey anlatıyor sessizlik. O an fark ettim, bu siteyi kurarken neyi hedeflediğimi… İnsanlar okusun, anlamasın belki ama hissetsin istedim. Çünkü bazı şeyler anlatılmaz. Yaşanır. Hissedilir. Kalpte bir iz bırakır.


Yazmak benim için bir tür yolculuk. Dışarıdan bakınca belki sıradan cümleler. Ama içimde biriken ne varsa, hepsi bu satırlarda saklı. Kimi zaman öfke, kimi zaman özlem, kimi zaman da yarım kalmış bir gülüş.


Eğer bu yazıyı okuyan biriysen, bilin ki bu bir tesadüf değil. Sen de o duraklardan birinde durmuşsun. Belki senin de sırtında görünmeyen yüklerin var. Belki sen de gece olduğunda kendinle baş başa kalıyorsun. Ve belki, bu satırlarda kendi yansımana rastlıyorsun.


Burası naimguner.com. Burası bir adamın, yorgun ama hâlâ umudu olan bir adamın yolculuk notları. Her yazı bir durak. Her cümle bir nefes. Ve sen… Sen de artık bu yolculuğun bir parçasısın.


Hoş geldin…

29 Mart 2025 Cumartesi

Ben Bu Cihana Sığmazam

Ben Bu Cihana Sığmazam 


Ben bu cihana sığmazam, cevher-i lâ-mekân benem,

Kevn ü mekân harîcinde, bir mekânı nihân benem.


Cism ü cihândan el yudum, kevn ü mekândan üz çevirdim,

Kahr u sitemle yoğruldum, bir şarâb-ı revân benem.


Sığmazam âleme sığmaz, akl u hayâle gelmezem,

Hakk’a tecellîhânedür âyîne-i cihân benem.


Aşkıma hiçbir şey yetmez, hâlimi hiç kimse bilmez,

Sırlara mazhar olanım, bir mücevher-i kân benem.


Kimse benimle baş çıkmaz, sırlarıma erişmez,

Ben bu cihana sığmazam, aşk ile mest ü hân benem.




Türkçeye Çevirisi


Ben bu dünyaya sığmam, mekândan bağımsız bir özüm,

Zamanın ve mekânın dışında, gizli bir mekânım var.


Beden ve dünyayı terk ettim, varlık âlemine sırt çevirdim,

Acı ve çileyle yoğruldum, akan bir şarap gibiyim.


Ne dünyaya ne hayale sığarım, akıl beni kavrayamaz,

Ben, Tanrı’nın tecelli ettiği bir aynayım, dünya da benim yansımamdır.


Aşkıma hiçbir şey yetmez, hâlimi kimse bilemez,

Gizli sırlara erişmiş bir cevherim.


Kimse benimle yarışamaz, sırlarıma erişemez,

Ben bu dünyaya sığmam, aşk ile sarhoş olmuş bir divaneyim.


14 Mart 2025 Cuma

Nerede O Eski Ramazanlar?

Nerede O Eski Ramazanlar?


Eskiden Ramazan denildiğinde akla, sadece aç kalmak değil; paylaşmak, sabretmek, huzur bulmak ve birlikte olmanın tadını çıkarmak gelirdi. Büyüklerimiz “Nerede o eski Ramazanlar?” dediğinde, aslında sadece nostalji yapmıyorlar, özlem duydukları şeyin ne olduğunu içten içe hepimiz biliyoruz: Saygı, sevgi ve muhabbetle örülmüş bir toplum…



Bugün ise Ramazan ayının anlam ve öneminden uzaklaşan bir yapı ile karşı karşıyayız. Artık bu ay, birçok kişi için sadece iftar sofralarının zenginliğiyle, gösterişle ve sosyal medya paylaşımlarıyla anılıyor. Oysaki Ramazan, özüne dönmeyi, ruhu arındırmayı ve insan olmanın temel değerlerini hatırlamayı gerektirir.


Ramazan’ın Önemi ve Anlamı


Ramazan, sadece bir açlık testi değil, insanın kendini tanıması için bir fırsattır. Nefsini terbiye etmek, sabretmek ve empati kurmak için bir aydır. Açlık çeken birinin halini anlamak, fakirliğin ne demek olduğunu hissetmek ve elimizdekilere şükretmek için bir aynadır.


Aynı zamanda bu ay, bireysel arınmadan çok toplumsal birlikteliğin de simgesidir. Eskiden mahallelerde iftar sofraları kurulur, insanlar birbirlerini ziyaret eder, en küçük bir hurmayı bile paylaşmaktan çekinmezdi. Şimdi ise kapılarımız kapalı, sofralarımız yalnız ve gönüllerimiz gittikçe soğuyor. Saygı ve sevgi bağı kopmaya başladı. Oysaki Ramazan, yalnızca oruç tutup aç kalmak değil, insan olmanın gerektirdiği tüm değerleri hatırlamak demektir.


Orucun Dini Yönü


Oruç, İslam’ın beş temel şartından biridir. Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 183. ayetinde:


“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.”


diye bu ibadetin, insanın Allah’a yaklaşma yollarından biri olduğu vurgulanmıştır.


Oruç, sadece mideyi aç bırakmak değil, tüm kötü alışkanlıklardan uzak durmak, dilini, gözünü ve kalbini de arındırmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:


“Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan onlara kalan sadece açlık ve susuzluktur.”


Bu da gösteriyor ki oruç, yalnızca fiziksel bir açlık değil, zihinsel ve ruhsal bir yenilenme sürecidir.


Orucun Bilimsel Faydaları


Bilim de orucun sadece manevi değil, fiziksel faydalarını da ortaya koymuştur. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre oruç:

Sindirim sistemini dinlendirir ve yeniler,

Hücreleri onarır ve bağışıklık sistemini güçlendirir,

Zihinsel odaklanmayı artırır,

Vücuttaki toksinleri temizler,

Disiplinli bir yaşam tarzı kazandırır.


Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi’nin otofaji üzerine yaptığı çalışmalar, oruç tutmanın vücuttaki hücresel yenilenmeyi hızlandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini kanıtlamıştır. Yani oruç, yalnızca manevi bir ibadet değil, aynı zamanda vücudu baştan aşağı yenileyen bir sistemdir.


Ramazan Ruhu Nasıl Geri Kazanılır?


Bugün geldiğimiz noktada, eski Ramazanları sadece bir özlemle anmak yerine, tekrar yaşatmak bizim elimizde. Bunun için şunları yapabiliriz:

1. Gösterişten uzak durmak: Oruç, sosyal medyada paylaşılacak bir etkinlik değil, kişinin kendini bulma yolculuğudur.

2. İhtiyacı olanlara daha fazla yardım etmek: Paylaşmak, Ramazan’ın ruhunu en güzel şekilde yaşatır.

3. Aile ve dostlarla daha fazla vakit geçirmek: Ramazan, yalnızlık değil, birliktelik ayıdır.

4. Manevi yönü güçlendirmek: Sadece bedeni değil, ruhu da beslemek gerekir. Dua, tefekkür ve ibadetle Ramazan’ın gerçek anlamına yaklaşılabilir.


Eğer bunları hayatımıza geri kazandırabilirsek, belki bir gün bizim çocuklarımız da “Nerede o eski Ramazanlar?” demek zorunda kalmaz. Çünkü o Ramazanları, biz yeniden inşa etmiş oluruz…

Hadi eyvallah…


1 Ocak 2025 Çarşamba

Acısıyla tatlısıyla

Acısıyla Tatlısıyla Bir Yıl Daha Bitti 

Bir yılın daha sonuna geldik. Ne kolay değil mi, “acısıyla tatlısıyla bir yıl bitti” demek. Bu birkaç kelimenin ardında kim bilir kaç hayat, kaç hikâye, kaç ömür gizlidir. Bazılarımız için 2024, savaşın, kanın ve gözyaşının tam ortasında geçti. Evlerini, sevdiklerini, umutlarını kaybedenler oldu. Kimi ise paranın, şöhretin ve gücün zirvesinde, tatlı bir yıl geçirdi. Hayatın garip dengesi bu; kimileri düşerken, kimileri yükseliyor. Ve bizler, bu hikâyelerin tam ortasında bir yerlerde, kendi payımıza düşeni yaşıyoruz. 

“Oo hoşgeldin 2025”


Her yıl, yeni bir sayfa açma umuduyla biter. Her yeni yıl, ardında bıraktıklarımıza bir elveda, önümüzde uzanan yola bir merhaba demektir. 2024’ün bana ne kattığını, benden neler aldığını düşünmeden edemiyorum. Güzel günler için şükrediyor, zor anlar için derin bir nefes alıyorum. Her biri beni biraz daha ben yaptı. Her biri, hayata dair yeni bir ders ekledi. Ama bugün, geçmişin muhasebesini yapmaktan çok, geleceğin umuduyla bakıyorum. 

2025’in hepimiz için daha huzurlu, daha umut dolu, daha insan kalabildiğimiz bir yıl olmasını diliyorum. İçtenliğin, samimiyetin, iyiliğin başrolde olduğu bir yıl… 

 Dostlarım ve ailem, bu yıl da hayatımın en değerli parçaları oldunuz. Varlığınız bana güç verdi. Hatalarımla yüzleşmemi sağladınız, başarılarımı alkışladınız. Sizlerle aynı yılda nefes almak bile bir armağan. Hadi, geçmişe bir kez daha dönüp bakalım, ama orada kalmayalım. Acıları ve mutlulukları yanımıza alıp yolumuza devam edelim. 

Çünkü asıl olan, gideceğimiz yer değil, bu yolculukta kim olduğumuzdur. Ve ben, 2025’te bu yolculuğun hepimiz için huzur dolu bir hikâye yazmasını diliyorum. 

Yeni yıl hepimize kutlu olsun. Yeni başlangıçlar ve yeni umutlar getirsin. 2025, yaşanmayı hak eden bir yıl olsun.